KURU EKMEĞİN KIYMETİ

HÜSEYİN YETİŞ
yetis.huseyin@gmail.com - 0 (545) 3649543Kavurucu yaz sıcaklarında pamuk tarlasında çapa yaparken güneşte kurumuş ekmeği yemeyi yıllar geçsede asla unutamam.
Çocukluğum Hatay’ı Hassa İlçesine bağlı Aktepe Mahallesinde geçti.
Yoksulluk bizim hayat yoldaşımızdı. Ama, hayata tutunabilmek için çalışmak gerekirdi. Yokların mahallesi Aktepe’de en çok yapılan işlerin başında ise tarlalarda ırgatlık gelirdi. Rahmetli Babam Topçu Yetiş ve anam Gülüstan Yetiş elçilik yapardı. Mahallemizde bir çok çocukluk arkadaşlarımızla tarlada ırgatlık yaptık. En çok ta pamuk çapası yapardık. Amik ovası başta olmak üzere Aktepe civarında tarlası olan çiftçilerimiz kimi zaman tarlasında çalıştıracak işçi bulamazlardı. O dönemde tarlada iş bulabilmekte başka bir meziyetti. Bu nedenle iş bulduğumuza çok sevinirdik. En çok ta kavun, domates düzme ve yükleme işi olduğunda çok mutlu olurduk.
Sabahtan akşama kadar çalışır ; akşam olunca evimize bir başka mutlulukla dönerdik. Evimize dönerken çok acıkır ; soframızda kalan kuru ekmekleri yerdik. Güneşte kurumuş ekmekleri yemek çok lezzetliydi. Yıllar geçse de hala o ekmeğin tadını asla unutamam.
Hatay Hassa Lisesi’nde öğrenim hayatıma devam ederken her gün okul dönüşü Rahmetli Ömer Keskin amcamızın Melek Girmez diğer adı Merkez Kıraathanesinin önünde ayakkabı boyacılığı yaptığımız o günleri .. Üniversiteyi kazanabilmek için bir dershanenin kantininde çalışarak, bulaşık yıkayarak , sokak lambası altında ders çalıştığım günleri asla unutamam.. Akşamları Belediye garajında bulunan Karate okuluna gidebilmek için okul önlerinde simit sattığım o günleri asla unutamam.
İstanbul 3. Bölgede yerel basında muhabirlik, Haber ve Spor Müdürlüklerinde görev aldım.
Ve… Adana hiçbir zaman aklımın ucundan bile geçmeyen ; ilk defa yedi yaşında rahmetli dedem Ali Rıza Doğan’nın vefatı nedeniyle Mithatpaşa Mahallesine geldiğim şehir. Bir zamanların sanayi devi ; şimdilerde ise yoksulluğun,işsizliğin kenti Adana’da Yıllardır Toros, İdealist, Zirve, Çukurova Barış, Bölge, Yeni Gün ve özveriyle , emekle kurduğum Yetiş Haber gazetelerinde namusum ve şerefimle gazetecilik yaptım. Yapmaya devam etmekteyim. O günlerden bu günlere gelirken hayatın her zorluğunu yaşadım ve bedelini de çok ağır ödedim.
Hayatta her emeğin bir başka güzelliği vardır. Emek en yüce değerdir. Emeğin değerini bilmek bir başka güzeldir. Her şeyin maddiyat olduğu günümüzde emek hırsızlığını yapan yasaları kendine kalkan edinerek hırsızlık yapanlara , Korona Virüsünü bahane ederek fırsatçılık yapanlara , ayırımcık yaparak yandaşlarının sırtını sıvazlayanlara, kendisinden başkasını düşünmeyenlere hayata tutunmaya devam ediyoruz. Ancak insan ayırımcılığından çok ama çok çekiyoruz. Bunun en bariz örneğini yokların kenti Adana’da daha iyi yaşamaya başladık. Bu yok sayma yerel basın arasında.
Korona virüs salgınından olumsuz etkilenen gazetelere ayrım yapmaksızın destek verilmesinin gerektiğini defalarca belirtmemize rağmen Yerel gazeteleri günlük ya da aylık diye ayrıştırma hatasını son derece yanlış ve tehlikeli bir yaklaşım olmasına rağmen yapanlara ne denmeli.
“Bir gazetede emek ve çalışma varsa o gazetenin günlük ya da haftalık veya aylık olması hiç önemli değil” diyen meslektaşlarımla birlikte bir kez daha belirtmeliyim ki bizlere e mail atarak haberlerini yayınlatmak isteyen danışmanlar emeğe mutlaka saygı duymalısınız. Bizlere destek verilmelisiniz.
Emek ve emekçinin dostu Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar’ı yanlışa sürükleyen, danışmanlar..Bu kentte sadece günlük gazetelere destek vererek diğer medya organlarını unutmak son derece yanlıştır. Bizleri asla ama asla yok sayamazsınız. Yoksa bir gün de sizler yok sayılırsınız.