Değişimin Gölgesinde CHP – Hata Kimde?
HÜSEYİN YETİŞ YAZIYOR.

HÜSEYİN YETİŞ
yetis.huseyin@gmail.com - 0 (545) 3649543Siyaset tarihimizin en bitmeyen, en hararetli tartışmalarının adresi kuşkusuz Cumhuriyet Halk Partisi’dir. Seçimlerin ardından geçen zamana rağmen, parti tabanında ve sokakta yankılanan ses hep aynı: “CHP’de son durum ne, neden bir türlü taşlar yerine oturmuyor?”
Bugün CHP, bir yanda 13 yıllık Kemal Kılıçdaroğlu döneminin hafızasını ve stratejik mirasını taşımaya çalışırken, diğer yanda Özgür Özel liderliğindeki "Değişim" iddiasının pratik sonuçlarıyla yüzleşiyor. Peki, parti neden sürekli bir iç hesaplaşma görüntüsü veriyor? Suçlu, geçmişin stratejileri mi, yoksa bugünün yönetim tarzı mı?
Kemal Kılıçdaroğlu: Kapsayıcılık mı, Kimlik Kaybı mı?
Kemal Kılıçdaroğlu dönemini tek bir kalemde silip atmak haksızlık olur. Onun döneminde hayata geçirilen "helalleşme" adımları, farklı kesimleri bir araya getirme çabası ve kurulan geniş ittifak masaları, Türk siyasetinde önemli birer denemeydi. Adalet Yürüyüşü gibi hafızalara kazınan eylemler, muhalefeti dinamik tuttu.
Ancak madalyonun diğer yüzü oldukça gri. Kılıçdaroğlu’nun en büyük hatası, "herkesi kucaklama" formülünü uygularken partinin omurgasını oluşturan temel ilkeleri ve sol-sosyal demokrat kimliği yer yer flulaştırması oldu. İttifak ortaklarını memnun etmek adına verilen aşırı tavizler, parti içi liyakat yerine sadakati önceleyen yönetim anlayışı ve en nihayetinde 2023 seçimlerindeki adımları, tabanda büyük bir kırılmaya yol açtı. Kılıçdaroğlu, partiyi büyütmek isterken, kendi seçmeninin aidiyet duygusunu zedeledi.
Özgür Özel: Değişimin Sınavı ve "Normalleşme" Çıkmazı
Kurultay salonundan "Değişim" sloganıyla zaferle çıkan Özgür Özel, yerel seçimlerde elde edilen tarihi başarının rüzgarını arkasına almıştı. Ancak liderlik koltuğuna oturmak, sadece seçim kazanmakla bitmeyen, vizyon gerektiren bir süreçtir.
Özgür Özel’in bugün eleştirilen en büyük hatası, "Normalleşme" veya "Müzakere ve Mücadele" adı altında yürüttüğü stratejinin dozajını ayarlayamamasıdır. İktidarla kurulan diyalog zemini, iktidarın sert politikaları karşısında tabanda "muhalefetin yumuşadığı" veya "teslimiyetçi bir çizgiye kaydığı" algısına neden oluyor. Bununla birlikte, parti içindeki çok başlılık görüntüsü —İstanbul ve Ankara’daki güçlü figürlerin gölgesinde kalma riski— Özel’in genel başkanlık otoritesini zaman zaman tartışmaya açıyor. Değişim, sadece vitrin yenilemekle kalıp kurumsal bir kimliğe bürünemeyince, ortaya rotasından emin olunamayan bir CHP çıkıyor.
Asıl Sorun: Sistemsel ve Kronik Bir Hastalık
Aslına bakılırsa, faturayı sadece Kılıçdaroğlu’na ya da sadece Özgür Özel’e kesmek kolaycılıktır. CHP’nin asıl sorunu, kronik bir kurumsal kimlik ve iletişim krizidir.
Parti, yıllardır şu temel ikilemleri aşamıyor:
-
Ne tam anlamıyla elitist bir devlet partisi olabiliyor, ne de sokağın sesini tam olarak örgütleyebilen kitle partisi.
-
İç demokrasinin varlığıyla övünülürken, bu durum her fırsatta bir "kurultaylar savaşına" ve kliklerin çatışmasına dönüşüyor.
-
En önemlisi de, iktidarın belirlediği gündemin peşinden koşmaktan, kendi özgün ve sarsılmaz alternatif Türkiye vizyonunu topluma kabul ettirmekte zorlanıyor.
Sonuç yerine...
CHP’de son durum, ne tamamen geçmişin hatalarından ibaret ne de bugünün acemiliklerinden. Kılıçdaroğlu, partiyi sağa açarken kendi tabanının sesini kısmıştı; Özgür Özel ise yeni bir yol ararken net bir duruş sergilemekte ve liderlik ağırlığını hissettirmekte zorlanıyor.
Eğer CHP, Türkiye’nin birinci partisi olma iddiasını kalıcı kılmak istiyorsa; liderlerin kişisel hatalarını tartışmayı bırakıp, net bir ideolojik duruş, güçlü bir örgüt yapısı ve halkın gerçek sorunlarına (yoksulluk, adaletsizlik, geleceksizlik) odaklanan net bir program ortaya koymak zorundadır. Aksi takdirde, isimler değişir ama "CHP neden bu halde?" sorusu, Türk siyasetinin değişmeyen başlığı olarak kalmaya devam eder.