30 Mayıs 2026 - Cumartesi

ADANA’NIN KANAYAN YARASI : KENDİ DEĞERİNİ GURBETE KAPTIRAN ŞEHİR

ADANA’NIN KANAYAN YARASI : KENDİ DEĞERİNİ GURBETE KAPTIRAN ŞEHİR

Yazar - HÜSEYİN YETİŞ
Okuma Süresi: 5 dk.
90 okunma
HÜSEYİN YETİŞ

HÜSEYİN YETİŞ

yetis.huseyin@gmail.com - 0 (545) 3649543
Google News

 

 

 

ADANA’NIN KANAYAN YARASI : KENDİ DEĞERİNİ GURBETE KAPTIRAN ŞEHİR

 

Adana, sadece bereketli topraklarıyla değil, bağrından çıkardığı kültürel değerler ve sanatkârlarla da bu ülkenin en zengin coğrafyalarından biridir. Bu toprakların sesini, acısını, neşesini ve samimiyetini genzinde taşıyan, halkın içinden çıkıp yine halkın gönlünde taht kuran isimlerden biri de şüphesiz Ali Turaç’tır. Sanat camiasında ve Adanalıların kalbinde bilinen adıyla; Yetim Ali.

 

Ancak bugün Ali Turaç’ın yeni eseri "Tencere Tava" vesilesiyle kalemi elime alırken, sadece bir başarıyı kutlamak yetmiyor. Aynayı kendimize çevirme, canımızı yakan o büyük tezatla yüzleşme zamanı geldi. Bugün Ali Turaç başta olmak üzere bu şehrin yetiştirdiği birçok ismin en çok yakındığı, için için kırıldığı bir gerçek var: Adanalının kendi değerine sahip çıkmaması, emeğe hak ettiği saygıyı göstermemesi.

 

Peki, ne oldu bize? Geçmişte Yaşar Kemalleri, Yılmaz Güneyleri, Orhan Kemalleri bağrından çıkaran, sanatçıya, kaleme ve aydına yön veren bu kadim şehir, neden son dönemde yetiştirdiği değerleri görmezden geliyor?

 

"Sıla"da Yabancı Olmak: Emeğin Görmezden Gelinmesi

Ali Turaç, Adana’nın yerel müzik kültürünün en sahici, en güçlü temsilcilerinden biridir. Yıllarca gurbeti, hasreti, Çukurova’nın yanık feryadını sesine meze etti. Son olarak yapımcılığını Bülent Bapir’in (bybapir) üstlendiği, sözleri Barış Yağmur’a ait "Tencere Tava (Roman Havası)" ile dijital dünyayı salladı. Ancak bu başarıların arkasında, Ankara’nın, İstanbul’un ya da dijital mecraların gösterdiği ilginin ne kadarını kendi memleketinden görebiliyor?

 

Bu soru sadece Ali Turaç için geçerli değil. Bugün Adana’da doğup büyüyen bir sporcu, gecesini gündüzüne katan bir edebiyatçı, ömrünü bilime adamış bir aydın veya perdenin arkasında ter döken bir antrenör, başkente ya da metropollere kaçmadığı sürece hak ettiği kıymeti bulamıyor. Kendi toprağında ekilen tohum, ancak başka şehirlerde meyve verince kıymete biniyor.

 

Daha da acısı, bu şehrin hakikatini yazan, halkın dertlerini sayfalarına taşıyan gazetecisine de sahip çıkmıyor bu kent. Zor şartlar altında, ilkeli ve dik durarak memleket haberciliği yapmaya çalışan yerel basın mensupları, şehrin dinamikleri tarafından yalnız bırakılıyor. Sanatçısına "bizden biri" diyerek sıradanlaştıran, gazetecisine "nasıl olsa yazar" diyerek sırtını dönen, sporcusunun döktüğü alın terini taçlandırmayan bir vefasızlık girdabının içindeyiz.

 

Popüler Kültürün Gölgesinde Kaybolan Kimliğimiz

Sorgulamak zorundayız: Adana, neden son dönemde kendi evlatlarına karşı bu kadar sağır ve kör?

 

Eskiden Adana halkı, bu şehrin değerini baş tacı eder, sahiplenirdi. Şimdilerde ise yerel dinamiklerin, mülki amirlerin, iş dünyasının ve ne yazık ki halkın bir kısmının gözü hep "dışarıda." Ulusal kanallarda boy gösteren, popüler kültürün hızla tüketip kenara attığı figürlere gösterilen rağbet; ömrünü Adana’nın tozunu yutarak geçiren sanatkâra, doğruyu yazmak için gecesini gündüzüne katan gazeteciye, spor kulübüne ya da yazara gösterilmiyor. Emeğe saygı duymak, sadece bir şarkıyı dinlemek ya da bir haberi okuyup geçmek değildir; o emeğin yaşaması için alan açmak, destek olmak, kurumsallaşmasını sağlamaktır. Biz ise elimizdeki cevherleri gurbetin ellerine teslim edene kadar değerini anlamıyoruz.

 

Kültürün ve Hakikatin Savunucularına "Geç Kalmadan" Sahip Çıkmak

Gazeteci olarak bizlerin görevi sadece güzel manşetler atmak değil, bu şehrin vicdanı olmaktır. Ali Turaç, Adana kültürünün yaşayan bir değeridir. O, şarkı söylerken sadece nota basmaz; Taşköprü’nün rüzgarını, Seyhan’ın akışını, Adana insanının mertliğini fısıldar. Ama o ses kendi memleketinde yankı bulamadığında kısılır; o yürek burkulur. Tıpkı şehri için kalemini eğip bükmeden yazan gazetecinin yalnız bırakıldığında kırıldığı gibi...

 

Geleceğe güçlü miraslar bırakmak istiyorsak; yazarımıza, şairimize, ringde ter döken sporcumuza, memleketin sesini duyuran gazetecimize ve mikrofon başındaki ses sanatçımıza buradayken, yaşarken sahip çıkmalıyız.

 

Yetim Ali’ye sanata sunduğu tüm katkılar için teşekkür ediyor, yeni çalışması *"Tencere Tava"*nın yolunun açık olmasını diliyoruz. Umarız bu sitem ve sorgulama, Adana’nın kendi öz evlatlarına, sanatçısına ve basınına sırtını dönen değil; onları omuzlarında taşıyan o eski, mert ruhunu yeniden harekete geçirir. Çünkü bir şehir, ancak yetiştirdiği insanlara ve onun için emek verenlere saygı duyduğu sürece büyüktür.

#
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Tüm Yazıları