ÇOCUK DEĞİL, AYNAYA BAKMAYAN YETİŞKİNLİK SORUNU
HÜSEYİN YETİŞ YAZIYOR

HÜSEYİN YETİŞ
yetis.huseyin@gmail.com - 0 (545) 3649543
Kahramanmaraş’ta yaşanan o elim saldırının ardından toplum olarak yine aynı soruyu sormaya başladık: “Nerede yanlış yapıyoruz?” Failin adı, yaşı, memleketi tartışılıyor. Ama asıl mesele, çoğu zaman gözümüzün önünde büyüyen, görmezden geldiğimiz bir gerçeklikte saklı.
Bugün bir misafirliğe gittiğinizde, ev sahibinin eşyasını kıran bir çocuğun arkasından “çocuktur yapar” diyerek gülüp geçen ebeveynlerle karşılaşabiliyorsunuz. Pazarda ürünlere zarar veren çocuğa “yapma” demeyi bile çok gören, hatta bunu “özgüven” meselesine bağlayan bir anlayış hızla yayılıyor. Ortaya çıkan tablo ise basit bir “yaramazlık” değil; sınır tanımayan, başkasının hakkını gözetmeyen bir davranış biçimi.
Burada açık konuşmak gerekiyor: Sorun çocuklarda değil.
Sorun; çocuk yetiştirmeyi, sosyal medyada izlenen birkaç kısa videoya indirgeyen, “özgürlük” kavramını yanlış yorumlayan yetişkinlerde.
Bugün “hayır” demekten korkan bir ebeveyn modeli var. Çünkü “çocuğumun özgüveni kırılır” endişesi, doğru ile yanlış arasındaki çizgiyi silmiş durumda. Oysa gerçek hayatta özgüven; kuralsızlıkla değil, doğru sınırlar içinde büyümekle gelişir.
Çocuk merkezli olmak; çocuğun her istediğini yapmak değildir.
Çocuk merkezli olmak; onun iyiliği için gerektiğinde sınır koyabilmektir.
Bir çocuğa “dur” demeyi öğretmezseniz, yarın hayat ona çok daha sert bir şekilde “dur” der. Ve o zaman bunun adı travma olur.
Bugün bir komşunun bahçe lambasını kıran çocuğa “çocuğumdan kıymetli değil” diyerek meseleyi kapatan bir anlayış, aslında toplumsal düzeni de kırıyor. Çünkü o çocuk yarın sadece bir lambayı değil, bir başkasının hakkını, hukukunu, huzurunu da hiçe sayabilecek bir noktaya gelebilir.
Disiplin; baskı değildir.
Sınır koymak; sevgisizlik değildir.
Kurallar; çocukları bastırmak için değil, onları hayata hazırlamak içindir.
Biz çocukları özgür yetiştirdiğimizi zannediyoruz. Ama aslında onları ölçüsüzlüğün içine bırakıyoruz. Sorumluluk duygusu gelişmemiş bireyler, sadece kendine odaklı bir hayat kurar. Bu da toplumsal bağları zayıflatır, güven duygusunu yok eder.
Unutmayalım:
Çocuklar söylediklerimizi değil, yaptıklarımızı öğrenir.
Eğer bir çocuk başkasının eşyasına zarar verdiğinde ebeveyninden “özür dile” cümlesini duymuyorsa, o çocuk özrü değil, umursamazlığı öğrenir.
Eğer bir çocuk yaptığı yanlışın sonucuyla yüzleşmiyorsa, sorumluluğu değil, kaçmayı öğrenir.
Ve sonra bir gün, bu küçük ihmaller büyür. Toplumsal sorunlara dönüşür. Hepimizi etkileyen sonuçlar doğurur.
Bu yüzden mesele çocuk değil.
Mesele, aynaya bakmayı reddeden yetişkinliktir.
Toplum olarak belki de yeniden şunu hatırlamamız gerekiyor:
Çocuk yetiştirmek, sadece sevgi işi değildir.
Aynı zamanda karakter, sınır ve sorumluluk inşa etme işidir.
Aksi halde, bugün “yaramazlık” dediğimiz şeyler, yarın telafisi zor sonuçlara dönüşür.