DÜNDEN BU GÜNE RAMAZAN KÜLTÜRÜ-1
Muharrem PALA Kültür ve Turizm Bakanlığı Halk Şairi - Yazar

MUHARREM PALA (EĞİTİMCİ- ŞAİR VE YAZAR)
yetis.huseyin@gmail.com - 05453649543Ramazan ayı, Türk-İslam kültüründe sadece dini bir vecibe değil; toplumsal dayanışmanın, estetiğin ve köklü geleneklerin harmanlandığı devasa bir kültürel mirastır.
Ramazan, tarih boyunca Anadolu coğrafyasında "On Bir Ayın Sultanı" olarak baş tacı edilmiştir. Osmanlı’dan günümüze bu ay, sadece oruç tutulan bir zaman dilimi değil; edebiyattan mimariye, mutfaktan eğlenceye kadar hayatın her alanına sirayet eden bir "medeniyet tasavvuru" olmuştur.
Geçmiş dönemlerde Ramazan, büyük bir hazırlık süreciyle başlardı. Şehirlerin silüetini değiştiren Mahyalar, cami minareleri arasına asılan ilk görsel sanat örneklerindendi. Kültürümüzün en zarif örneklerinden bazıları bu dönemde ortaya çıkmıştır:
Yine hali vakti yerinde olanların, bakkallara giderek tanımadıkları kişilerin borçlarını ödemesi, sağ elin verdiğini sol elin görmediği bir vakarla yapılırdı.
İftara gelen misafirlere, "ev sahibinin ikramını kabul edip dişlerini yordukları için" "Diş Kirası" adı altında sunulan hediyeler, misafirperverliğin en üst noktasıydı.
Eski Ramazanların akşamları, teravih namazı sonrası adeta bir karnaval havasına bürünürdü. Direklerarası eğlenceleri, Karagöz ve Hacivat, Meddah gösterileri ve Orta Oyunu; toplumun her kesimini bir araya getiren kültürel birer yapıştırıcıydı. Bu gösteriler sadece eğlendirmekle kalmaz, aynı zamanda toplumsal eleştiri ve dersler de barındırırdı.
Günümüzde Ramazan kültürü, dijitalleşme ve şehirleşme ile birlikte yeni bir çehre kazanmıştır. Eskiye duyulan özlem "Nerede o eski Ramazanlar?" cümlesiyle klişeleşse de, gelenekler form değiştirerek yaşamaya devam etmektedir:
Mahalle aralarındaki Karagöz gösterilerinin yerini, belediyelerin katkılarıyla büyük meydanlardaki konserler ve "Ramazan Sokağı" konseptleri almıştır.
İftar sofralarının fotoğraflarla paylaşılması veya dini sohbetlerin sosyal medya üzerinden canlı izlenmesi, geleneğin modern araçlarla devamıdır.
Evlerdeki mütevazı sofralardan, binlerce kişinin aynı anda oruç açtığı dev sokak iftarlarına geçiş yapılmıştır. Bu durum, bireyselleşen dünyada "birlikte olma" ihtiyacının bir yansımasıdır.
Sonuç olarak Ramazan, dünden bugüne taşıdığı yardımlaşma, hoşgörü ve sabır değerleriyle toplumsal hafızamızın en diri parçasıdır. Biçimler değişse de; fırın önündeki pide kuyruğu, sahurun o derin sessizliği ve iftar vaktinin neşesi, kültürümüzün vazgeçilmez kodları olarak kalmaya devam edecektir. Gelecek nesillere aktarılacak olan en büyük miras, bu ayın sadece bir mide disiplini değil, bir "nefis terbiyesi" olduğu bilincidir.