RAMAZAN KÜLTÜRÜ-3 (DÜNÜN ZARAFETİNDEN BUGÜNÜN GÜRÜLTÜSÜNE)
muharrem pala hocam

MUHARREM PALA (EĞİTİMCİ- ŞAİR VE YAZAR)
yetis.huseyin@gmail.com - 05453649543
Ramazan ayı, zamana karşı direnen en güçlü kültürel köprülerimizden biridir. Ancak bu köprünün üzerinden geçen yıllar, beraberinde bazı derin değişimleri de getirdi. "Nerede o eski Ramazanlar?" sorusu, sadece bir özlem değil, aynı zamanda değişen üslubumuza dair bir sitemdir.
Eski Ramazanların işitsel simgesi olan davul sesi, mahallenin uykusuna nezaketle dokunan bir davetti. Davulcu, bir sanatçı edasıyla tokmağı vurur, her sokak başında durup o mahalleliye özel maniler fısıldardı. Maniler, bu geleneğin edebiyatı ve ruhuydu.
Bugün ise ne yazık ki bu gelenek, yer yer bir "gürültü kirliliğine" dönüşmüş durumda. Artık sokaklardan mani söyleyen, mahallenin nabzını tutan o eski "uyandırıcılar" yerine; motosikletin arkasına binip hızla caddeleri arşınlayan, sadece gürültü çıkaran bir anlayış geçti. Egzoz sesiyle yarışan davul gümlemesi, sahurun o manevi sessizliğini bozarken; manilerin o zarif sesi, motor gürültüsünün altında can veriyor. Geleneğin "sesi" kalırken maalesef "ruhu" olan edebiyatı ve nezaketi eksiliyor.
Eskiden Ramazan, mahallenin ortak bir sofraya oturması demekti. İftar hazırlıkları sadece bir evin mutfağında değil, tüm sokakta kokardı. Günümüzde ise büyük şehirlerin devasa apartmanlarında, altlı üstlü oturan insanların birbirinin iftar vaktinden habersiz olduğu bir döneme evrildik. İftar çadırları o eski mahalle samimiyetinin yerini doldurmaya çalışıyor ama komşunun komşuya sunduğu bir tabak sıcak yemeğin yerini tutmuyor.
Eski sofralarımız "kanaat" üzerine kuruluydu. Azın bereketine inanılır, israftan kaçınılırdı. Günümüzde ise lüks restoran menüleri ve aşırıya kaçan ikramlar, Ramazan’ın özü olan "nefis terbiyesi" ile zaman zaman çelişebiliyor. Oysa Ramazan’ın asıl gayesi; midenin dolmasından ziyade, ruhun ve gönlün paylaşımla doyurulmasıdır.
Dün ve bugünü karşılaştırdığımızda gördüğümüz en büyük fark; teknolojinin hızıyla beraber geleneğin zarif detaylarını yitirmemizdir. Motosiklet hızıyla geçen bir sahur değil, manilerle demlenen bir sahur vaktine duyduğumuz özlem bakidir. İsimler ve yöntemler değişse de gökyüzündeki o ince hilal, bize hala durmayı ve özümüze dönmeyi hatırlatıyor.
Rabbim seneye Ramazan ayına kavuştursun. İnşallah
